Seçime doğru nefesler tutulurken Büyükşehir Belediye Başkanı M.GÖKÇEK’in katılımıyla bir iftarda “karavana”ya kaşık salladık. İftardan ziyade; denilecekler, denilmeyecekler, denilenlere sadakat’ın döndüğü bir iftar sofrasıydı aslolan.
Geçen yerel seçimde Başbakanın; “Ha açıklıyorum, ha açıkladım’’ diyerek, soğuk terler döktürdüğü M.GÖKÇEK, aynı tedirginliği sanki bu seçim arifesinde de yaşıyor gibiydi. Kendinden ne kadar emin görünmeye çalışsa da, kafasında bir “acaba?’’ vardı!
Kendisini sevenlerin gözünde ne kadar karizmatik, afili, yakışıklı, sempatik olsa da, kendisinden hazzetmeyenlerin gözünde de bir o kadar, agresif ve uzlaşmaz görünüyor.
Huzurevine bırakılmış ve sadece özel günlerde ziyaret edilen bir ihtiyar muamelesine maruz kalan bu şehre, yine aynı muamele reva görüldü gibi. Elinde büyük hediye paketleri ile geliyorlar, el öpüyor, hayır dua alıyor ve gidiyorlar. Gidişiyle üstüne atlanılan paketler ya boş çıkıyor, ya da buzdolabı büyüklüğünde paketlerden emzik çıkıyor.
Vaadleri kitleyi etkilese de, halk içinde; “Seçim sonuna dayanamam Melih Aga, boş vaadlere inanamam Melih Aga’’ şarkısı mırıldanıyor gibiydi.
Gelelim konuşmaya. Herkesin beklediği “Yol Hikayesine’’ noktayı koydu. “Ramazan Bayramı’ndan sonra hemen başlayacağız, Kurban Bayramına yetiştirmeye çalışacağız, olmadı biraz daha sarkabilir’’ dedi. “İki bayram arası’’ bir yolumuz olacak demekti bu. Ama bu sözü daha önce de verdiği için, “bekleyip göreceğiz’’den başka elimizden bir şey gelmeyecek. Hem şunun şurasında Kurban Bayramı’na ne kaldı. Kavurmayı dürüm yapana kadar yol hikayesi de bir sonuca bağlanır nasip ise.
Bunların yanında bir “saat kulesi’’ ve “meydan havuzu’’ sözü de verdi. Asıl soğuk duş o zaman başladı. Bizim ihtiyacımız bunlar mıydı? Millet tesis, yatırım, kaplıca yapılanması ve Büyükşehir’e katılma ile yağmur gibi bir hizmet sağanağı sözü beklerken, çıka çıka “saat kulesi’’ çıktı, yanında da “meydan havuzu bedava’’ promosyonu ile. “Eh artık nereye bakarsanız saati görürsünüz’’ dedi. Romantik şair A. Selçuk İLKAN’ın meşhur şiiri geldi aklımıza “Saate bakıyorum, ya Ayten’e beş var, ya Ayten’i beş geçiyor’’ diyen. Dört başı mamur yatırım beklerken “Saat kulesi’’ çıkınca hayal kırıklığına uğrayan halk “Ya uyumaya beş var, ya uyutulmaya beş geçiyor’’ mırıltısına dalmıştı çoktan.
Gezi Parkına değinmeden edemedi elbette. “Yapılanların iki ağaç için olmadığını’’ söyledi. Bunun böyle olmadığını iktidar çok iyi biliyor, eylemciler daha da iyi biliyor. Günaydın yani.
Boş mideler iftarlık beklerken, loş meydandaki kalabalık ta yatırım bekledi. Ancak yanağımızdan bir makas aldı ve gitti. Sayın müftümüz de M. Gökçek’e jest olsun diye galiba, Gezi Parkı eylemcilerine verdi veriştirdi. Ne imansızlıkları kaldı, ne ahlaksızlıkları. Oysa parkın içinde kitleler halinde namaz kılanlar, onlara kol kanat gerenler de vardı. Velev ki alayı dinsiz imansızdılar. “Ne olursan ol gel’’ diyen Mevlana’nın sözü biraz hava da kalmadı mı?
Afrika’ya, dünyanın diğer muhtaç ve aç milletlerine yapılan yardımlardan bahsetti; GÖKÇEK. “Artık biz doyduk, başka açları doyuruyoruz’’ dedi. Keşke sofralardan kalkılınca, sofrada artan bayat ekmekleri, parça pideleri utana sıkıla torbaya koyan, sahurluğunu bu yavan ekmekle tedarik edenleri de görebilse idi. “Caminin içi dururken, dışı haramdır’’ lafı nasıl hayatın taa.. içinde yaşanıyor, daha iyi görebilirdi.
Ama işin püf noktasını da yine kendisi açıkladı. “Yerel seçimde artık Büyükşehir Belediye Başkanına da oy vereceksiniz’’ dedi. İşte gecenin en dikkate değer lafıydı bu. Düzen değişti yani. “Küstüm oynamıyorum’’ diyebilecek kadar avantajımız var bizim. Şu anda “Oy toplamak’’ ise maksat, biz de işin içindeyiz, az ya da çok. “Ne verecekler?’’in karşılığına gelirsek, zaten Küçük Emrah filminden fırlarcasına “Acıların Şehri’’ olmuşuz. Salkım saçak hizmet yağdı da, biz mi kıymet bilemedik? “Allah’ım günah yazma’’ diye çapkınlığa giden sofu, iş daha bir heyecanlanıp, tatlanınca “Allah’ım biraz yaz, biraz yazma’’, zevkin doruklarında gezinince de “İster yaz, ister yazma’’ diye rest çekiyor ya hani. Biz de yokluğa yoksulluğa, hizmetsizliğe alıştık artık. Bu saatten sonra kozlarda az buçuk bizim elimizde “İster yap, ister yapma’’ diyebilecek iradeye sahip olmak ve dik duruşu, hani şu demokrasinin “abide-i anıt’’ı seçim sandığında gösterebilmeliyiz...
SAYGILARIMLA