Haymana, sokak köpekleri ile baş etmeye çalışıyor. Oysa yara derinlerde. Köpekler daha önce neden ortalarda yoktular da, şimdi her köşe başında külhanbeyi gibi dikilmeye başladılar?
Sorun köylerde, daha doğrusu boşalmaya başlayan köylerde. Haymana’nın 70’in üzerinde köyü var. Ama bir gidin görün içleri bomboş. Kağıt üzerinde sanal bir köy var, içinde kimse yok. Peki köyler neden bu hale geldi, neydi evini, barkını, ocağını terk etmeye sebep?
Devlet büyüklerimiz diyor ya; “Domates 5 TL olmuş, Kabak 7 TL Olmuş, efendim ekonomi kötüymüş. Geçin bunları” diye. Oysa hiç geçiştirilecek, savsaklanacak tarafı yok. Kırsal kalkınma köyde başlar, genişleyerek yayılır. Köylü toksa, bağlı olduğu şehri, sonra tüm memleketi doyurur.
Ama ne yaptınız, ahırındaki ineği, kümesindeki tavuğu, iki dönüm bostanını sattırdınız, büyük şehre kırmızı mumlu davetiye ile çağırdınız, haliyle ışığı gören gitti. Şimdi köyüne geri döndürmek için atılmadık takla kalmıyor, ama maalesef yol bitti, bundan sonra katırlarla devam edeceğiz.
Sırf siyaset adına boşaltıldı köyler. Birer oy potansiyeli olarak görüldü. Kendi etini sütünü üretip, tüketen, altı kuru, sırtı pek ve yedi sülalesiyle mesut bahtiyar, maddi sıkıntısı olmayan köylüyü, asgari ücrete şükür edecek şekilde dizayn edip, çağdaş köleler yaratıldı.
“Köyünü bırak gel, burada kömür veririm, un, bulgur veririm, bir de yeşil kart çıkardık mı sana, vallahi keyfin beyde olmaz” denilerek, köyünde sürüsünden ayırıp, kendi siyasi sürüsünü oluşturmanın derdine düşüldü. Bol ışıklı bir hayat empoze edildi, gösterildi, sonra gözler kör edildi ki, o ışıklar gözünü kamaştırıp daha fazlasını istemesin, bizim verdiğimizle yetinip, bol şükretsin, sormasın, sorgulamasın.
Büyükşehir yasası ile şimdi köyünde kalan 3-5 garipte oy kullanma hakkına kavuştu. Öyle olunca şehirdekinin bir itibarı kalmadı. Ondan “hadi gelin köyümüze geri dönelim” şarkılarına daha ağdalı besteler yapılıyor. Şimdi onları yerinde tutmak kaygısı başladı. Şehirler doldu taştı. Ama iş işten geçti. Köyünde kalanda üretmeden seçim bekler hale geldi. Seçim olsun ki, üç-beş torba nemalanır mıyız? Kaygısı başladı.
Köylü üretmiyormuş. Üretmez tabi. Hem girdi, maliyet pahalı, hem de tipik bir kapitalizm zerk edildi damarlarına, “Sen yat ben sana bakarım” telkinleriyle.
Köylüye tırlar dolusu kömür, un, bulgur, makarna vs. dağıtılıyor. Tarla eken, hayvan yetiştiren bir zümreye bunları dağıtmak hakaretlerin en büyüğü ve sinkaflı sövmekle eş anlamlıdır oysa. Köylü tezek yakmalı, köylü ununu kendi öğütmeli, makarna değil elleriyle erişte yapmalı. Torbalardaki salçadan değil, bahçesindeki domatesten beslenmeli. Ama içi boşaltılmış köyler, anlamsızlaştırılmış köylü anlayışı ve üretmesi gerekenleri onlara sunan, sunduğu kadar da nemalanmayı bekleyen bir zeka dan fazla şey beklememek lazım.
Köylüye mazotu, fingirdek ve cukkası sağlam zenginin yatından daha fazlaya verirsen, kara sığırını yok pahasına sattırıp, ithal ineğe bel bağlatırsan, hatta saman ithal edecek kadar gururuyla oynarsan, bence fazla bir şey beklememek lazım. O zaman köylünün ne iş var kırsalda. Dağdaki koyunlar Afganlılara, şehirler Suriyelilere teslim edildi edileli, ne köyün tadı kaldı, ne de şehrin.
Başta söylediğim sokak köpekleri ile paralelliği anlamışsınızdır. Köylerde insan kalmayınca, bu köpeklerin ne işi var köyde. Taş mı yesinler? Onlar da hayvani içgüdüyle terk ediyorlar.
Çöpten beslenen insanlarımıza, çöpten beslenen köpeklerde eklendi. İşte olay bu. Boş ve ıssızlaşan köyler için söylenen atasözü vardır hani; “İt bağlasan durmaz” diye. İnsanın durmadığı yerde, elbette itte durmaz. Sokak köpeklerinin hali ne olacak? Köylüyü köyünde tutsaydın, vatanında insan gibi yaşayacak ortamı sağlasaydık, ne şehirler bu kadar köylü, ne de köylüler bu kadar tembel olmazdı. Sokaklarda köpeklerin ne günahı var? Günah o sokakları pervasızlaştıranlarda. SAYGILARIMLA
HAFTANIN SÖZÜ: İnsanlar paranın peşinden o kadar hızlı koşuyorlar ki, ahlak arkadan yetişemiyor.