HAYMANA GAZETESİ
Haymananın İlk ve Tek Siyasi Bağımsız Gazetesi
Yavuz ÇİFÇİ

“CAİZ” LOBİSİ

02/08/2013
     Saat daha sabahın 10’u olup’ta, BİM markette bir dilencinin bozukları bütünlettiğini gördüm. Yaklaşık 50 TL. Akşama daha 9 saat vardı ve tahmini meblağın 100-150 TL’yi bulabileceğini bilmek zor değildi. 
     Bacasız fabrika denilen şey bu “dilencilik” imiş. Aylık kazanç yaklaşık 3000 TL civarı. Asgari ücretin yaklaşık 5 katı. Bu asgari ücret pek bir asgari zaten.   Siyasetçiler hala “çok’’ diyor. “Her gün zeytin-ekmek yerseniz paranız artar bile’’ diyen bakan oldu. E.. artan parayı da bari faize yatırıp manüple edelim memleketi o zaman. Başbakanın dediği FAİZ lobisi bu dilenciler, asgari ücretle yaşayıp hala para artırabilen mucizevi insanlara görülen hak ise CAİZ lobisi oluyor o zaman.
     Ramazan Ayının hassasiyetini çok iyi kullanıyor bu dilenci tayfası. 3 leşi, 5 yaralaması, onlarca gasp yapan birisi bile bu ayda “kulak memesi yumuşaklığında” olunca, bir “Allah rızası’’ ile paraya para demiyorlar. 
   “Kapına geleni boş çevirme’’ lafı boş. Kapına gelen, parayı hamudu ile götürüyor. Kapının ardında kalan zeytin-ekmek ile iftar ediyor. Balla kaymakla, şaşalı iftar sofralarında nutuklar atıp, angus bonfileli ve kabak çiçeğine sarılı buğulama lüferiyle iftar açan siyasetçiler de bu bonkör ahali ile İFTİHAR ediyor; “Aman kapınıza geleni boş çevirmeyin’’
   “Fitrenizi, sadakanızı, zekatınızı tanıdığınıza, halini vaktini iyi bildiğiniz komşunuza, akrabanıza veriniz” diye boşuna mı nefes tüketiyor alimler. Bir tarafta çöpten ekmek toplayan yan komşu, diğer tarafta aylık 3000 TL’yi el avuç açarak, duygu sömürüsü ile toplayan kim olduğu belirsiz birileri. “Hem yetim, hem dertleri büyük’’  ithal dilenciler sarıyor Ramazan Ayında buraları. Bilhassa Cuma günleri.  
   TV’lerde görülüyor. Akşama kadar dilenip, akşam olunca lüks arabasıyla giden de var, körüm topalım diye koşa koşa zabıtadan kaçan da. Akşama kadar çocuk kiralayıp, duygularımızın “fabrika ayarları’’ ile oynayan da var, öz çocuğunun orasını burasını sakat edip, dilenmeye “acımanın dayanılmaz hafifliğini’’ görüntü yapan da. Din sömürüsünü, dilenci kültürünü, ona buna el açmayı, onurlu bir yaşamdan daha yeğ tutmayı kimlerden öğreniyor bunlar acaba?  
     İçlerinde gerçekten mağdur ihtiyaç sahibi olanlar da var, ama bu “çakal’’ların içinde kaynayıp gidiyorlar. Onlar sessiz bir köşede “nasip’’ bekleyenler.  Ve asıl yardımı hak edenler, asıl mağduriyeti yaşıyorlar.
    Sahi ramazan çadırı vardı bir aralar buralarda? Tamam hoş bir şey değildi. Şova dönen bir havası vardı, hem içerik hem de amaç adına ama, iftar sonrası bir müzik şöleni, bir film gösterileri ramazan akşamlarına bir renk katıyordu. Çadırda tıka basa yiyip içen şahıslar hep aynı olsa da, iftar sonrası bir nebze eğlenmeyi tüm halk ucundan kıyısından yakalıyordu. Biz ne ramazanı rahmet’e, ne şenliği halka mal etmeyi beceremeyenlerdeniz.
    Bir de ramazan davulcuları vardı. Onlar da yitip gitti, birkaç TL için. Kaybolan gelenek görenek trenine binip onlarda kaydı meçhule. Geçerli mazeret; toplanamayan bahşiş’ti. Haklılar sonuna kadar, dibine kadar.  Elalemin ne idüğü belirsiz duygu sömürü cellatlarına, keseni sonuna kadar aç, kendi bildiğimiz 3-5 kuruş sebeplenen davulcularımızdan meteliği esirge. Hak reva bu ise, onlar davul döğmesin, biz dizlerimizi dövelim. Ve de varolsun muhteşem dayanışmamız, iman birlikteliğimizin yanında milli değerlerimiz. İçimizde fesat fayları ayağımızı kaydırıp, milli kültürümüzü yerle yeksan ederken, biz maddi menfaatlerin “richter’’ini ölçmeye çalışıyoruz. 
     Balık vermeyi, balık tutmayı öğretmekten daha eftal gördüğümüz sürece, kaç ramazan daha yaşarsak yaşayalım, hep bir şeyler eksik kalıyor. Kimselerin olmadığı yerlere ibadethane dikmekle “dini bütün’’ olmak ayrı, çoğulların açlığında, sefaletinde saltanat sürmek ayrı. Ver erzağı, daya kömürü, isyan eden insanlara karşı kendi tarafına, kendine yontarak “ver coşkuyu.’’ 
    Her Ramazan ayında binlerce ibret gizli iken, kendi ibriğimizden düşen bir damlayı uhrevi bir hava yaratarak, kendi fanusumuzda kendimizi avutuyor ve işin daha kötüsü insanımıza bunu ballı lokma olarak, lokma lokma yutturuyoruz. “Tencere tava hep aynı hava’’ ama tencereler gün geçtikçe boşalıyor, işin enteresan tarafı da bu. Bakmayın toz pembe tablolara, bir gün pembesi gidip tozu kalınca, herkez birer “dilenci’’ adayıdır. Ya yan komşuna, ya da sırtını yaslandığın diğer devletlere el açmak kaçınılmaz.
     Yine yeni yeniden Viktor HUGO’nun sözünü hatırlarsak; “Sizler yardım edilmiş yoksulluk istiyorsunuz, bizler ortadan kaldırılmış yoksulluk istiyoruz, işte aramızda ki fark burada’’....
SAYGILARIMLA
"“CAİZ” LOBİSİ" KÖŞE YAZISI YORUMLARI
akil adamsın
Ne yalan söyleyeyim bugüne kadarki yazılarınla yorumlarınla haymananın akil adamı sensin kardaşım. Allah yolunu açık ve muvaffak etsin allah utandırmasın. senin gibi akıllı ve gençlere herkesin ihtiyacı var. seni sadece yazılarda görmek iyi hoşda artık brirazda siyasete falan gir memlekete daha faydalı ol. birçoğundan fazlan var eksigin yok. allah yolunu nasibini açık etsin.
Koca usta  
1/Agustos/2013 21:39:16
BASIN İLAN KURUMU İLANLARI
GAZETEMİZ YAZARLARI
10-04-2026
Seyfullah YÜCEL
10-04-2026
Ramazan DOĞAN
10-04-2026
Umit KANCA
03-04-2026
Yavuz ÇİFÇİ