
Yerel seçimlere 25 gün falan kaldı. Tansiyon her gün artarak 31 Mart akşamına kadar devam edecek.
Her adayın sadık, kessen başka yere oy vermeyecek, gerek partisinden, gerek adayla kişisel başından dolayı blok oyu var. Kiminin ki az, kiminin ki çok.
Bunların haricinde kafası karışıklar var. Bunlar bir gün bir adaya meylediyor, bir başka gün diğerine. “Olum adam huzur diyor. Valla huzura çok ihtiyacımız var. Ben bunu destekleyeceğim” diyen bir başka gün, “Huzur iyi de bir de ortada bir hizmet, çalışma yok. Aç karına huzur olmuyor. Öteki adaya kanım ısınıyor” gibi kendine has kriterlerle günlük değişenler var. Bunlar arayışta olanlar. Yerine göre de haklılık payları var.
Bir de sessiz azınlık var. İşte seçimi kazandıracak olan asıl bu kitle. Bunların kime oy vereceğini kimse kestiremiyor. Aynı zamanda ketumlarda. Asla bir toplulukta veya uluorta renklerini belli etmiyorlar. Bekliyorlar, dinliyorlar, tartıyorlar... seçim günü gidip oylarını kullanacaklar. Seçimden sonra bile kime oy verdiğini belki yine kimse bilmeyecek.
Benim en sevdiğim seçmen profili işte bunlar. Sağduyu ve akıl sahibi asıl bu kişiler. Nemalanmayan, çıkarı olmayan, sadece aklıselim bir şekilde inandıkları güvendikleri adayı dallandırıp budaklandırmadan sadece oyları ile destekleyenler.
Bir de meydanlardaki “fırıldaklar” var. Bir gün orada, bir gün burada. Rüzgar ne taraftan eserse oraya kapılan rüzgar gülleri.
İlk mitingi AK Parti yaptı. Birkaç kişi gördüm orada. En ön safta ellerinde AKP bayrakları ile coşuyor, kendilerinden geçiyorlardı. “Tamam” dedim. Bunların safı belli.
Bir hafta sonra CHP ve Yavaş’ın mitingi vardı. Aynı kişileri bu defa Mansur Yavaş için kendilerini paralarken gördüm. “Hey kurban olduğum” falan diyorlardı. “Saf değiştirdiler herhalde. Bu defa oyları bu tarafa verecekler” diye safça yorumladım.
Aradan bir hafta geçmeden bu defa DEM’in mitinginde gördüm birkaçını. Yine aynı coşku, aynı heyecanla oradaydılar.
Peki bu mübarekler oyunu hangi partiye ya da adaya verecek? Haydi bakalım 10 puanlık uzmanlık ve insanlık sorusu.
Bunlar meydanların aleni fırıldaklarıydılar. Bir de kahvehane köşelerinin, ya da ara sokak kuytularının fırıldakları var.
Bunlar ilk olarak bir yerde saf tutarlar. Adaya usulca sokulup, “Heç meraklanma gurban olduğum. Canla başla senin yanındayız. De bakalım hele kazanınca bizim bebeye iş var mı?” Ya da “Bizim şöyle bir derdimiz var. Çözecen mi?” diye yaltaklanırlar. Söz aldılar mı kedi gibi sırnaşarak devam ederler. Yok umdukları ilgi alaka yoksa “Bundan bir yol olmaz gardaşım. Bunlar memleketi satarlar valla” ile fesatlanırlar.
İstikamet ve rota diğer güçlü adaya döner. Aynı sokulmalar, aynı sırnaşmalar, ve sırıtışla “Seninleyiz, torun tombalak sana oy verecez. Peki sen bize ne verecen?” ile macera ve arayışları devam eder. Bir söz, bir ışık alana kadar didinirler.
İşte bu son örnek vatandaşlardan da azınsanmayacak kadar çok var. Gelde çık işin içinden.
Seçim bürosu atıştırmacıları var ki, aslında en garibanları onlar. İki çay, bir gofrete tavlar.
Bu konuda en güzelini Machiavelli söylemiştir “İnsanlar, kişisel menfaatleri devreye girdiği zaman hainleşir."
Peki en hain olan kimler sizce???...