
Onlarca seçim gördüm geçirdim. Bir seçim klasiğidir; milletvekili adayları gelir, el sıkar, yanak öper, kendilerinin bile inanmadığı vaatler verir, kahveye girer “Alayınızı bir güzel kucaklayacağım” der, köye gider “Köylüyüm” der, dükkana girer esnaf kesilir. Siyasiler aslında birer bukalemundur ve bulundukları yerin şeklini, rengini, ahengini alır. Hacı emmiyi yakalar dindar olurlar, dinsizi yakalar, imansız kesilirler.
Haymana gibi seçmeni az, derdi çok yerler içinse buralara gelip gezmek bir zulümdür adeta. “Haymana’ya da bir uğrayıverelim ayıp olmasın” derler. İçtikleri çayın daha bardağı soğumadan da gitmiş olurlar. İki fotoğraf, üç selam ile “Haymana sevdası” daha akıllı kavşaktan dönmeden biter gider.
Tüm bu yazdıklarıma tezat oluşturacak bir kişi hem de kendi memleketimizden Yiğit Yılmaz adıyla çıktı. Ben bazı şeyleri olumlu veya olumsuz yazmaktan usanmam. Övgüyü layıksa da yazarım, sövgüyü hak ediyorsa da yazarım. Döner dolaşır yazarım. Hele bu kişi bizden biri ise daha çok yazarım, durmadan altını çizerim, iyi veya kötü eşeler dururum.
Bakın Yiğit Yılmaz siyasi olarak bahsettiğim ezberleri pozitif yönden bozan bir kardeşimiz. Seçimde MHP’den 8. sıradan aday gösterildi. Bizzat kendisine “Seçilemezsin” dedim. “Biliyorum abi. Ama memleketimiz uğruna mücadele ederiz, yetmez mi?” dedi. Tıpkı “Kâbe yanıyor” denince uzaklardan ağzında bir damla su ile yola çıkan karınca misali.
“Seçim biter, sende bir daha zor uğrarsın” dedim. “Seni ve senin gibi düşünenleri mahcup edecek, hayal kırıklığına uğratacağım” dedi. Yaptı da. Seçimlerin üzerinden 4 ay geçmeden defalarca geldi ata toprağına. Her geldiğinde de eli kolu dolu geldi. Elinin yettiği herkese el uzatarak, dilinin döndüğü her kim olursa “İste benden elimden geleni yapayım” dedi. Kendisine sadece birkaç oy çıkan köylere bile “Ne lazımsa yardımcı olayım” diyor. Oluyor da. Bizzat duydum, bizzat şahit oldum.
“Çıkar ağzındaki baklayı Yiğit, belediye başkanı adayı mısın?” dedim. “Kesinlikle değilim” dedi.
“Hele hele kulağıma fısılda ne istiyorsun Haymana’dan?” dedim. “Ben birşey istemiyorum. Ama Haymana ne isterse emir telakki ederim” dedi.
Ters köşeye yatırmaya devam ediyor yani. Biz alışkın değiliz, seçimden sonra, hele kaybettiği seçimden sonra gelipte “Derdiniz nedir, bende dertleneyim. Sıkıntınız nedir, kendi sıkıntım bileyim” diyenlere.
Aslında Haymanalı da sevmeye başladı Yiğit’i. Adım başı hal hatır soranlar, çay kahve içmeye davet edenler, elini yüzünü sıvazlayanlar. Bu klasik bir “Çıkmış gelmiş, gönlü hoş olsun” ucuzluğu değil. “Defalarca geliyor, demek ki bu hakikaten farklı, memleketini seven, önemseyen biri. Basalım bağrımıza, ne de olsa özü bizden, sözü bizden, kökü bizden” samimiyeti.
Bu bir “Yiğit Yılmaz güzellemesi” değil. Haklıya hakkını teslim etme meselesi. Zamanında Levent Gök’ü de yazdım. Adı sanı önemli değil, kim olursa, layıksa daha çok yazar, daha peşrevli methiyeler düzerim. Kimse babamın oğlu değil. Haymana’ya her fırsatta gelipte bir güler yüz gösterene, bir gönül almaya çalışana, sayfalar feda olsun.
Bizden birileri önemli makamlara gelecekse, o makamlarda memleketi Haymana’yı unutmayıp, hatta “hemşerilerim için daha fazla ne yapabilirim” diyecekse, ve en önemlisi samimi, içten ise.. bizlere de nacizane “Yürü be hemşerim... ardındayız” demek, gerektiğinde de omuz vermek düşer. Yiğit’in özelinde bize yakın, Anadolu gibi sıcak insanlara ihtiyacımız var..