
Aslında tüm bu ekonomik darboğazların, büyük şehirlerdeki trafik, kapkaç, gasp, düzensizlik ve olumsuzlukların ana sebebi köylerin boşaltılması olarak ilk sıraya yazılması gerektiğinden bahsetmiştim.
Önümüzde çok önemli bir seçim var. Bakın hata yapılmış olabilir. Bu hatayı kabullenmek ve telafi için adımlar atmakta bir erdemdir. Nasıl her fırsatta “Kandırıldık” deniyorsa, köyler konusunda da “Kanmışız, kaseti geriye sarıyor ve temiz bir sayfa açıyoruz” denebilir.
Tüm siyasilere ve partilere sesleniyorum. Bakın son 20 yılda yaklaşık 20 bin köy okulu kapatılmış. Seçime meydanlarında şu sözü duymayı çok isterim ve sonuna kadar desteklerim; “Biz iktidara geldiğimizde okulu olmayan köy kalmayacak. Köy okullarını bir öğrenci olsa dahi açacağız”
Olaya sadece açılmış bir bina gözüyle bakmayın. Bakın 500 bine yakın atama bekleyen öğretmen var. O eğitimli insanları buralara yollayarak aslında her köye bir mumda yakmış olacaksınız. Çocukluğumdan bilirim köyümüzde bırakın şimdiki imkanları elektrik bile yoktu. 1982 yılında geldi elektrik. Köyümüze gelen idealist, çalışkan, fedakar, görev aşığı ve samimi öğretmenleri tanıdım. Lojmanda gaz lambası yakarak, suyu çeşmeden kovayla taşıyarak, köylünün verdiği tezeği hem okulda hem evinde yakarak yaşadılar. Hiçbiri de şikayet etmedi. Hiçbiri “tik tok’a giremiyorum, tezek yakmaktan ev bok kokuyor” demedi.
“Efendim şimdikileri köyde tutamıyoruz” deniyor. Duracaklar. Yok öyle yağma. Siz liyakati sağlayın, adaletli bir şekilde 2 gün sonra torpille şehirlere yollamayın, dururlar. İmkanları sağlayın durmuyorlar mı? “Sizden eğitimci olmaz” deyin, koyun kapının önünen. Duracaklar, dişini sıkacaklar ve gerçekten işe ihtiyacı olup eğitim gönüllüsü olan gelsin madem.
Bakın eskilerde köyümüze bir öğretmen geldi, babama 60 yaşından sonra kitap okuma alışkanlığı kazandırdı. Babam gaz lambası altında her gece roman okurdu. Fakir Baykurtlar, Yaşar Kemal’leri okuduğunu bilirim.
Bir öğretmen geldi, kadınlara puding yapmasını, ağaç budamayı, arı yetiştiriciliğini, küçük tamirat yapmayı belletti. Gençlerle futbol oynar, yaşlılarla muhabbet eder, çocuklara eğitimin yanında hayatı öğretirdi.
Bir kadın öğretmen geldi, köyün tüm kadınlarına el işi, örgü, yemek ve ev ekonomisini öğretti. Çünkü o günkü öğretmenlerde her konuda donanımlıydı. Bir köyde öğrendiklerini bir başka köye tayin olduğunda oraya öğretti. Yoktu öyle sabah dokuzda okula geleyim, akşam üçte apar topar gideyim. Köydeki yaşam neyse o da öyle yaşadı. Tecrübelendi, öğrendi, öğretti, hamdı, pişti olgunlaştı. Köye değer kattı, köylüden kendine hayatında hiç yaşayamayacağı tecrübeler edindi.
Bundan 50 yıl önce Çalış Mahallesinde görev yapan öğretmen Gülseren Sönmez’in yaptıklarını okuyun. Bugün “Ş” harfini söyleyemiyorlar” diye belkide dalga geçtiğiniz o devrin insanları neler yapmış.
Her öğretmen o köyün deniz feneridir. Köyde öğretmen varsa o köy daha yaşanılır, daha aydın ve geleceğe daha bir başka bakar. Haymana bugün bu haldeyse köylerin boşaltılması ile başlamıştır herşey. Önce öğretmenleri kopardınız, sonra öğrencileri taşıdınız, bitmedi köylüyü taşıdınız. Geriye işte boynu bükük Haymana kaldı.
Haymana içinde memleket içinde köyler içinde ve elbette köylerimizdeki geleceğimizin teminatı çocuklarımız içinde kurtuluşun yolu köylerin okullarını 1 öğrenci dahi olsa açmaktan geçer. Asıl o okulları açanların ayakkabılarının altı yalanır bence, kapatanların değil...