
Çalıştayda ve hemen her toplantıda Haymana’nın tarım polikası, stratejisi “Haymana geniş ve verimli toprakları ile tarım ve hayvancılığa uygundur” diye geçiştirilir. Bu kadar. madem tarıma uygun bir yerleşim yerindeyiz, köylerde neden kimse kalmadı, üretimde neden hemen hiç yokuz, tarım ürünlerinde neden bir markamız yok, “Bu ürünün anavatanı Haymana’dır” diyebileceğimiz bir stratejik ürünümüz yok. Bu konuda kendi kendimize soruları sorarız, ama kimse cevap vermez.
Hangi parti olursa olsun, ister iktidar, ister muhalefet, köyden gelen bir şahıs “Bana iş lazım” derse onu istihdam etmeyin arkadaş. Çok ciddiyim. İşe alacaksanız, nasıl sabıka kaydı, sağlık raporu vs. belgeler istiyorsanız, toprağı, hayvanı ve köye dair belgelerini de sorun.
Kendisini idame ettirecek kadar toprağı, hayvanı varsa “Doğru köyüne. Senin işe değil, üretime ihtiyacın var” deyip yollayın.
Hatta tarım üzerine bir masa kurun, oturtun iki tane aklı başında, konuya hakim ve gerçekten bu işi bilen kişiyi. O “burada asgari ücretle kıt kanaat geçineceğine, git köyüne tarlanda şu ürünleri yetiştir, hayvancılıkta şu kredi, hibe ve avantajları kullan, üret ve kazan” diye yol göstersin.
“Seni işe dıkarım ama şu kadar oyunu alırım” diye ucuz ve sığ bir politika ile günü kurtaracağınıza, hem onu hem memleketi kurtarın. Varsın işe gerçekten ihtiyacı olan ve başka alternatifi olmayanlar girsin. Hem işsizliği çözün, hem de köylü köyünde kalsın, artık ülke için, Haymana için üretsin.
Her köy çocuğu dağda tarla sürerken, ya da çobanlık yaparken ışıklar içindeki bir şehir hayali kurar. Musluklarından sıcak su akan, elektronik bir yaşamda herşeyin kolaylaştığı, sosyal alanlarıyla gezip tozduğu aslında bir tuzak olan büyük şehirler.
İşte planlarınızı da ona göre yapın. Şehri albenili bir yer yaparken, köyleri unutmayın. Şehre 10 yatırım yapıyorsanız beşini de köye yapın. Zaten zamanda ona evriliyor. Şehirde olan tüm imkanlar köylerde de oluşmaya başladı. Siz biraz daha fazlasını yapın. O genci, çocuğu, kadını köyüne daha çok bağlayacak ve kopmayacağı bağlar atın. Zaten üç beş ihtiyarın yaşadığı kırsalı da yok etmeyin.
Daha önce de bahsetmiştim. Ankara Büyükşehir ve bazı belediyelerin köy hibeleri, teşviği, desteği bu nedenle çok önemli. “Lan olum sen asli görevini yap. Köylüye ne diye mazot, tohum veriyorsun” diyoruz ya.. demeyin. Çünkü köyünden kaçarcasına şehre gelen her birey, aile o büyük şehre her anlamda daha fazla yük getiriyor. Onu köyde tutabildiğin sürece hem şehirdeki daha refah içinde yaşar hem de köyündeki.
“Ah köyüme geri dönebilsem” diyen herkese “Gel dön. Bende her konuda sana yardımcı olayım” diye çalışmalar yapmak lazım. Evi yoksa yapma imkanı, tarlasını hayvan ihtiyacını bir şekilde tolore edecek yol gösterici faaliyetlerle teşvik etmek gerek.
Hormonlu ve gelişigüzel plansız büyümüş şehirler, vasıfsız, elinde zanaatı olmayan ve dediğim gibi sırf siyasi ikballerle “Gel sana iş ayarlarız” denilerek köyünden koparılmış varoş şehirlilerle bu çark dönmez.
Haymana dördüncü T, yani tarım ayağını bir kez daha revize etmek, geliştirmek, planlamak, projelendirmek zorunda.
Dağlarımızda sağılmayan koyun, inek veya keçi sütü milli sermayedir. Bunların sağımını yapacak her köye tesis, bu sütleri alıp işleyecek, pazarlayacak ve para kazandıracak çalışmalar elzemdir.
“Değneğini at, tarla tapanı sat, gel bir işe sokarız” diyenler hem kişiye hem de memlekete ihanettir. Bu kadar da ağır konuşuyorum.