
- Küskün, sırtı dönük ve gelişi güzel yapılaşması ile Ticaret Borsası
- Yorgun, yağlı ve dağınık bir görüntü ile klasik küçük ilçe sanayisi
- Korku filmlerinden fırlamış gibi, virane görüntüsü ile, kendimi bildim bileli atıl durumdaki bir un fabrikası.
- Tüm bunların arasına serpiştirilmiş birkaç kamu binası.
- Aralarda; tarlalarda biten ayrık otlar gibi, dağınık işyerleri, yerleşim yerleri, plansız bir yapılaşma çabaları.
İşte bir yabancıyı karşılayacak Haymana girişi. Bir şehir psikolojisidir; bir şehir, kendinden büyük metropole doğru yerleşim yeri olarak uzanır, adeta kavuşmak için elini uzatır. Misal Ankara, İstanbul’a doğru daha modern ve hızlı büyür. Doğal olarakta Haymana’da Ankara istikametine doğru yürüyecek bir yapılaşmaya gider. Ama bu ticari yapılaşmadan ziyade konut ve yaşam alanı olarak bir uzanıştır ki “Vuslata ermek isteyen bir sevgili uzanışıdır”. Haymana bunun adımlarını konutlar ve halk tabiri ile Çikolata konutlar olarak adlandırılan siteleşme ile gösterdi belli bir zaman. Ama ne zamanki Ankara yolu yön değiştirdi ve sanayi istikametinden yay çizerek dolandı. İşte o zaman tepe taklak oldu herşey.
Bizim gibi küçük ve tek ana girişli şehirlerin insanlarda bırakacağı ilk intiba çok önemlidir. Vizyondur, reklamdır. “Gel daha güzelliklerimi göreceksin, bu bir başlangıç”a ilk adımdır. Tabii gösterecek birşeyleriniz varsa. Şehir girişinde yakalanacak olumlu ve pozitif hava, gelen insanlara da olumlu yansır. Ama bizim girişimizden itibaren taşra ve eski doğu bloğu, demir yumrukla yönetilen komünizm ülkelerindeki gibi karanlık ve kasvetli hava daha başlangıçtan itibaren maça 1-0 yenik başlamamıza neden oluyor.
Hafta sonu Başkanla girdiğimiz küçük diyaloğumuzda da bu konuyu konuştuk, ucundan kıyısından. Hemfikir olduğımuza şahit oldum. Keşke eski Ankara yolu üzerinde yapılabilseydi bu çift yol ve onun akabindeki imaj çalışmaları. Ya da eski Seyran’ın olduğu dere üzerine bir viyadükle karşıya uzanıp tutunabilseidik. Şuanki mevcut çalışmadaki istimlak, tesviye ve istinat duvarı masrafını da göz önünde bulundurduğumuzda, karşı kıyıya uzanacak bir viyadükte ancak bu kadar bir maliyetle elde edebileceğimiz bir yol olurdu.
Titiz ve profesyonel bir çalışma ile daha estetik ve modern bir görünüm ve şehir girişi olarak egzotik bir hava yakalanabilirdi.
Sonuç olarak; keşke dememek için, hayatımızdaki keşkeleri en aza indirmek, ya da tamamen çıkarmak için biraz daha itina ve geniş bir bakış açısı yakalamak lazım. Keşkeler çoğaldıkça başarısızlık ve telaşa dönüşen iş o oranda güdük kalıyor.
Bir de bizim gibi küçük ve gözden gönülden ırak yerlerin kaderi olsa gerek, tamamen maddiyatın zorladığı ve hep zorlayacağı bir çıkmaza dönüşüyor. Çünkü birşeyler yapmak, elde etmek için kendi yağımızla kavrulamayacağımız ve el avuç açmak zorunda olacağımız yerler, kişiler ve güçler çıkıyor ortaya.
Para, para, para diyen Napolyonu daha iyi anlıyoruz bu gibi durumlarda. Şairin dediği gibi “Bizde bilirdik sevgiliye çiçek almasını, lakin aç idik yedik karanfil parasını’’
SAYGILARIMLA.
Şair Dediğiniz Yılmaz Güneydir !
Yılmaz GüNEY olduğunu biliyorum. Yine de belirttiğiniz için sağolun. Yılmaz Güney aynı zaman da şiir de yazardı.
Gazeteden de okudum yazınızı bence BAŞ KöŞE de olmayı fazlasıyla hak ediyorsunuz Başarılarınızın devamını dilerim...
Baş köşe ya da değil, önemli olan insanlara birşeyler anlatabilmek. Anlayabilmek, anlatabilmek ve anlaşılabilmek. Zerre bile olsa bu yaşadığımız yere katkı yapabilmek. Bence yazan tüm arkadaşlarımız BAŞ köşeyi fazlası ile hak eden arkadaşlar. İlgi, alakanıza, iltifatınıza teşekkürler. Saygılarımla.